Âşık Veysel’in hiç yayımlanmamış 64 yıllık röportajı

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Âşık Veysel’in hiç yayımlanmamış 64 yıllık röportajı
Abone ol
Cumhuriyeti ve kurucularını kötülemek isteyenler 1923-1950 arasında geçen olayları saptırarak anlatırlar, üzerine yalanlar eklerler. Örneğin İsmet İnönü, Kurtuluş Savaşı’nda hiçbir savaş kazanmamıştır. I. ve II. İnönü savaşlarını kazandığı bir yalandır. Tam tersin

Bu yalanlardan birine göre: CHP’nin anayasaya da girmiş olan Altı Ok’undan “Halkçılık” ilkesi de bir kandırmacadan ibarettir. Öyle ki Atatürk zamanında ortalıkta dolaşıp yabancı misyonların gözünde itibarımızı iki paralık etmemeleri için köylülerin Kızılay ve Ulus’ta dolaşmaları yasaklanmıştır. İnsanlar bu tezvirata inanmış ve daha sonraki kuşaklar genç Cumhuriyet’i yermek için bunları hiç düşünmeden kullanmıştır.

Tezviratçılar, Atatürk’ü görmek için Ankara’ya gelen Âşık Veysel’in Yenişehir’e, dahası Ankara’ya sokulmadığını söyleyip yazarlar. Günümüzde Kızılay olarak anılan Yenişehir 1930’larda yeni yeni kurulmaktaydı. Sanki, Ulus ve Yenişehir semtlerine gümrük kapısından pasaport göstererek girilirmiş gibi anlatırlar.

Köylünün Ulus’a sokulmamak iddiasını ele alalım: 6 Ocak 1961’den önce TBMM binası Ulus’ta idi. Şimdi müze olarak kullanılan bina. Güvenlik gereği ilk zamanlar yayaların TBMM’nin önünden geçen kaldırımda yürümelerine izin verilmez, sadece köylülerin değil şehirlilerin de Ankara Palas’ın önünden geçen kaldırımda yürümeleri tavsiye edilirmiş. Yalana kaynaklık eden gerçek bu.

Bu kadar savunmadan sonra bir soru soracağım: Günümüzde TBMM’ye yaklaşmak mümkün mü?

Âşık Veysel’in Kızılay’a değil, Ulus’ta bir çarşıya sokulmamasına gelince, işin doğrusunu kendi ağzından okuyacaksınız.

1956 yılında aldığı sesin eski usul kaydını bulup 54 yıl sonra CD’ye aktarıp 2010’da bana gönderen değerli dostum şair ve yazar Nedret Gürcan’a (1931-2019) çok teşekkür ederim. Onun sayesinde tarihi bir anı bir daha yitirmemek üzere yakalamış bulunuyoruz.

[Muhabirin açıklaması: Saz çalıp para kazanmak için gittiği Dinar’da 4 günde 4 konser veriyor, bu konserlerden birinde yaptığı sohbet zamanın ses kayıt cihazı telli diktafona aktarılıyor. Konuşmanın önemli bir kısmı gayet net anlaşılır durumda. Bir kısmı şair Nedret Gürcan tarafından Şairler Yaprağı dergisinde de yayımlanan o sohbette, Âşık Veysel Atatürk için şiir yazdığını söylüyor. Konuşmayı hiç müdahale etmeden, mümkün mertebe Âşık Veysel’in kendi telaffuzuyla aktarmaya çalıştık. Türkçenin bu büyük üstadını redakte edecek yeteneği kendimde göremedim.]

Ses kaydı, Âşık Veysel’in saz çalışıyla başlıyor. Müzik bitince bir erkek sesi: “Çok çok teşekkür ederiz üstat. Eksik olmayın. Gerek ben Nedret Gürcan gerek ortaokul müdür muavini Reşat Ünsal size çok çok teşekkür ediyoruz ziyaretiniz için. Şimdi Dinar Belediye Reisi’nin yanına kadar gidelim. Kendisi bekliyor.”

- Sağ olun. (Âşık Veysel’in sesi)

Memleketimizin yegâne halk saz şairi, kıymetli üstat Âşık Veysel Şatıroğlu gözlerini kaybettikten sonra saz çalmaya başlamış fakat şairliğini ancak Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde göstermiştir. Bize söylediğine göre ilk şiirini Cumhuriyetin onuncu yıldönümü üzerine Atatürk’ü konu alan bir destanla yazmıştır. Kendisinden Atatürk’e ait bir hatırası olup olmadığını sorduğumuz kıymetli Âşık bize çok güzel bir hikâyesini anlattı. Ne yazık ki büyük Atatürk’ü bu büyük sanatkâr hiç görememiş fakat hemen hemen gördü gibi bir şey olmuş. Şimdi bu hikâyeyi kendi ağzından dinliyoruz. Buyrun üstat... (Sözü Âşık Veysel alıyor.)

BİZ DAHİ GEÇELİM ÖZ CANIMIZDAN

- Onuncu yıldönümünde bizim nahiyede Ali Rıza isminde bir müdür varıdı. “Onuncu yıldönümüne bir şiir veya destan hazırla” deye bana beş-on gün evvel habar virmişti. İşte biz de o zamanlar bir destan hazırladıh, nahiyeye gettik. İlk defa da orada ohudum. Destan da şu idi. Baştan bir kıtasını okuyayım: “Atatürk’tür Türkiyenin ihyası / Gurtardı vetanı düşmanımızdan / Canını bu yolda eyledi feda / Biz dahi geçelim öz canımızdan.”

İşte bu destanı orada ohudum. Nahiye müdürü yazdı, aldı Ankara’ya gönderirim deye. Bekledih. Geldi, geleceh, Atatürk duyar, bizi ister felan bir ümitle hayli bir zaman bekledih. Nihayet, kara gışın içinde, evvelki arkadaşım İbraam varıdı, Angara’ya gadar gidelim dedih. Yaya olarak düştüh yollara. Akdağ madeninden, Yozgat koylerinden, Alaca’nın koylerinden, Sungurlu ve koylerinden, efendim, Çangırı’nın bazı koylerinden, Çıbık’tan hasılı üç ayda Angara’ya gelebildih. Çünkü gış, yaya...

BİZE YEDİRMEDİKÇE KENDİSİ DE YEMEZ

Ankara’ya geldih. Misafir olacah bir yerimiz yoh. Cebimizde para yoh. Gendimize güvenemiyoruh otelde şurda burda yatmah için... Biz ne yaparıh filan... Orda burda dert yanar iken, dediler Erzurumlu Paşo dayı var. O adam müsafiperverdir, sizleri misafir ider didiler. Sora sora o adamı bulduh. Hakigaten adam da misafirperver bir adamıdı. Allah rahmet eylesin. Bizi seve seve misafir etti. Birkaç gun orda galdıhtan sonra, orda kahveler varıdı. Kahvelerde çalıp söylüyoruh... Orda Alaca’nın (burası anlaşılmıyor) köyünden bir Hasan Efendi isminde, Allah rahmet eylesin, orda vaktiyle gelmiş ev yapmış. İki tane arabası var. Arabalar çalışıyor. Ordan bizi gordü, misafir etti. Neyse orda kendi evinden bize bir oda ayırdı. Yatah virdi. Gece geliriz, gundüz geliriz yatahlarımız hazırlanmış bayaa evimiz gibi. Yemeklerimiz hazırlanmış. Bize yemea yedirmeyince yemaz.

HALK ŞEARİYİZ ATATÜRK’Ü GORMEK İSTİYORUZ

Dedim Hasan Efendi biz buraya yeyip içmek için gelmedih. Bizim maksedimiz var. “Neymiş” deye sordu adamcaağaz. Dedim böyle bir destanım var, bunu Atatürk’e duyurmak maksediyle geldim. Tanıdığımız yoh, yolunu bulamayoruz. Dedi, “vallahi ben işçi bir adamım böyle şeylerle elakamız yoh. Ama burda bir milletvekili var, gidelim ona danışalım da o ne türlü yol gosterirse gidelim oğa gore iş tutalım” didi. Gettik adama. “Ne istiyorsunuz” didi. Valla halk şaeriyiz, Atatürk’ü gormek istiyoruz didik. “Bırak canım” didi, “siz kıyıda köşede çalın çığırın, geçin gidin beş-on para kazanabiliyorsanız” didi.

“Halk şaerine, şuna buna ehemmiyet veren yok” didi. “Hayır öyle deel, bizim şöyle bir destanımız var, bunu okuyalım da onun için onu duyuracağız” didik. “Söyle bakalım” didi. Aynen destanı baştan ayağe gader ohudum. “Gozel” didi. “Çok iyi yazmışsın ve iyi düşünmüşsün” didi. “Bunu” didi, “Hakimiyeti Milli Metbaası’na abimiz (anlaşılmıyor) Bey’i goriyim de” didi. “Yarın saat sekizde bir cevap viririm”. Gittih.

Nota bene:

“Âşık Veysel’in CHP’nin tek parti döneminde Sivas’a bile girmesinin yasaklandığını, bağlamaların kırılıp yakıldığını söyleyen Başbakan Erdoğan’a Veysel’in torunu Yeliz Şatıroğlu’ndan cevap geldi:

“Demokrat Parti döneminde dedeme ‘Bizim partinin vatan cephesine üye olmanı istiyoruz’ demişler. Dedemin cevabı şu olmuş: ‘Ben sadece Atatürk’ün partisine (CHP) üyeyim. Başka partiye üye olmam...’ Bunun üzerine dedemin Sivas bağlantılı müzik çalışmalarına engel olmaya çalışılmış. O dönem dedemin radyolara çıkması da bir süreliğine yasaklanmış. Kısacası Başbakan’ın sözünü ettiği yasakların CHP’yle ilgisi yoktur..”

(Sözcü, 07.03.13)

BELEDİYENİN PARASI TÜKENMİŞ

Neyse koye getmeh istedih. Bi avukatın birisi dedi ki “Yahu ben bir istida yazayım, belediyeye gotürün meccanen gidin” didi. “Neye para veresiğız” didi. Yazdı. Belediyeye çıktıh. Belediye istidaye bahtı. “Siz nasıl gelebildinizse öyle gidersiniz, siz sanatker adamsınız” didi. Geri geldik. Avukat sordu “Ne yaptınız” didi. “Mesele böyle” didik. “Dur bir de valiye yazalım” didi. Valiye yazdı. Gotürdük vali imza etti. Gene belediyeye gotüreceez. Belediyeye gotürdüh. Belediye gine reddetti. Ama giderken vali yardımcısı “Gabul itmezse bana getirin” didi. Muavine getirdih tekrar. Adamcağız içerledi. “Bırakın baba” dedi. “Herhalda Angara Belediyesi’nin parası tukenmiş, sizin için parası yoh” didi. Çıktıh. Orda donelim monelim deriken adam “Bir de şeye uğriyah” didi, halkevine. Belki ordan bir yardım olur felan. Halkevine gettik, halkevinde içeri girecaaz kapıcılar bırahmeyor. Ordan bir adam çıhtı. “Ne dolanıyorsunuz burda” didi. “Halkevine gireceğiz kapıcılar koymuyor” didik. “Yahu bunları bırakın bunlar tanınmış edam. Âşık Veysel’dir” didi. Geçsin edebiyat şube reisi elakeder olsun. Gotürün gosterin” didi.

50 lira verdiler döndük köyee

Adamlar bizi gotürdüler. Gaziantepli İshak (anlaşılmıyor) Bey varıdı. Edebiyat şube reisi oymuş. Bizi gorünce “Ooo buyrun buyrun buyrun”, bir iltifat hürmet. Sordu, sual etti, yazdı hangi şairlerden birisin... Duyduğu şiirleri yazdı gaydetti. Dairalar dağılıyor, saat 6 oldu. Orda İzzet Ünlü Bey varıdı, Afyonkarahisar milletvekili. Sonra Necip Ali Bey varıdı. Bir Denizlili. Umum halkevlerinin reisiydi o zamanlar. Onlar giderken, “Buyrun beyler halk şaerleri gelmiş, biraz dinleyelim” didi. Başımızı sardılar, toplandılar. Çaldıh söyledih. Necip Ali Bey dedi ki “Yahu bunlar perişan adamlar, bunlara bahmalı, birer gat elbise yapdırın” didi. “Kerem’e yaptırın (anlaşılmıyor) gozden çıkarman,” didi. Yani ikimize yaptırın. Neyse, “Pazar gunu de” dedi, “Halke bir gonser tertib edin bir gonser virsinler” didi. Pazar gunüne elbiseleri hazırmışlar. Gettik geyindih. Orda bir gonser virdik. 50 lira virdiler ordan döndük köyee.

RADYODA DUYUP TELEFON ETMİŞ

Sonra dolandık İstanbul’a vardıh. İstanbul’da, daha Angara’da radyo açılmamıştı, radyo evinde söylerken, Atatürk rahmetlik, Dolmabahçe Sarayı’nda içermiş. Duymuş. Biz çıktıh (kesintiler) telefon etmiş radyo evine. Bizi de bir Arapgirli bir Memmet Efendi isimli birisi, Guledibi’nde gapıcıymış, bizi aldı oraya gotürdü. Orda çalıp eğleneyoz. Radyo evinden cevap virmişler ki “Çıhtılar edreslerini bilmiyoruz”. Emniyet müdürlüğüne telefon etmişler. Polisler 12’ye gader İstanbul’u altüst etmiş, aramış daramış bulamamışlar. Sabahleyin geldik. Cemil Bey “yahu akşam nerdeydiniz bir fırsat kaçırdık ki”... “Hayrola neymiş” didik. “Böyle böyle oldu, nerdeydeniz” didi. Eee tabii müteessir olduk emme “iş elden cıhtı, ne yapalım ya” didik.

“Valla ben bir mektup yazayım Yaver Şükrü Bey’e” didi. “Gidin doğrulun doğru Dolmabahçe Sarayı’na gader” didi. Yazdı, mektubu aldıh, sazı aldıh, haydi bahalım Dolmabahçe Sarayı’na. Vardık gapıya dayandıh. Polisler “Ne o” didiler, “Böyle böyle olmuş” didik. Komiser dedi ki “Evet evet bırahın geçsinler akşem (anlaşılmıyor) Atatürk” dedi. Geçtik içeriye. Vardık, Yaver Şükrü Bey’e habar virdiler, geldi. Mektübü verdih. Açtı ohudu. “Ne yapayım şansınız dutmadı” didi. “Akşem o gadder arattım saat 12’ye gader” didi. “Fakat bulduramadım” dedi. “Malum bu bir keyf zamanıdır” didi. “O zaman çok iyi, hakkınızda hayırlıydı” didi. “Fakat şimdi söylenmez ve ben söyleyemem” didi.)

Âşık Veysel’in kendisiyle 1956 yılında Dinar’da yapılan söyleşiyi okudunuz. Başından geçenleri içtenlikle anlatıyor. Herhangi bir densiz sazını kırmış olsaydı, onu da anlatırdı.

1950 yılında, yasasını iktidar ile muhalefet liderlerinin birlikte hazırladığı genel seçimi kaybeden CHP, 27 yıllık tek parti iktidarından sonra, dünyada örnek ve benzeri olmayan uygar davranışla iktidarı Demokrat Parti’ye barış içinde teslim etti. Ancak 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’den başlayarak günümüze kadar, iktidara gelen bütün sağcı partiler Cumhuriyeti kuran partiyi karalamak amacıyla masum olayları tersine çevirip kendi çıkarları için kullanarak her türlü yalana dolana başvurdular.

Âşık Veysel’in Ankara’ya alınmaması, sazının kırılması yalanı da bunlardan biridir. Ama aslında hedef devrimci ve halkçı Cumhuriyettir. Çağdaşlaştırıcı Cumhuriyet, toplumu dönüştürecek devrim ve reformlara başlayınca mürteci akımlar ve tarikatlar yeminli ve inatçı bir direnmişe geçti ve yeraltına indi. 1950’de iktidara geçmelerine karşın hâlâ yeraltı yöntemlerini kullanıyorlar ve Cumhuriyete karşı “Beşinci Kol” yöntemiyle çalışıyorlar. Bu insanların “Âşık Veysel” yalan ve düzmecesinden vazgeçeceklerini hiç sanmıyorum. Ancak bundan sonra Âşık Veysel’in ağzından çıkan yalanlama tarihsel bir tanık ve kanıt olarak kalacak.

Yazar Aka Gündüz

ATATÜRK’ÜN BAŞI KALABALIHTI, PEHLEVİ GELİYORUDU

(Sabahsı saat sekizde geldih. Adam gine “Yoh” didi, “Ben böyle şeye karışmam” didi. “Gedin ne yaparsanız yapın. Ben öyle şeyleri bilmem” didi. Eeeee ümidimiz kesildi. İbraem’e didim, “Haydi gideh yahu, madem metbaa bunu basarmış, kendimiz gideh bir görüneh bahalım nasıl olur”. Ordan indıh Bent Deresi’nden Karaoğlan Çarşısı’na gireceğimiz zeman polisler bizi zırp yakaladı. Ayağımızda çarıh, bacağımız şalvar, üstümüzde şal ceket, belimizde guşak, perişan bir vaziyette. “Girmen çarşıya” didi. “Yahu biz dilenecek değiliz, bizim başka işimiz var!”. “Hayır” didi, olmaz giremezsiniz” didi. E başka türlü bir şey diyemedih, “Girmeyeh” didik. Birez geri döner gibi ettik, polisi sapıtmış gibi olduk goya. Polis bizi takip ederimiş. Gene ileriye devam ettih, polis geriden geldi, İbraam’ın yakasından duttu, “Beynini patladırım girme deyom” didi. “Beyefendi tel alacağız” filan... “Tel alacaasan bunu bi yere oturt” didi, “Git telini al gel!” didi.

İLTİFAT BAŞLADI

İbraam beni bi gayfeye oturttu. Getti teli aldı geldi. Gittih sazı telledih düzenledih. Bu Dış Gapı tarafından dolandık, çarşıdan gidemeyoz. Gettik metbaayi bulduh. Vardıh. “Ne istiyorsunuz” didiler. “Ağa Gundüz* Bey’i goreceğiz” didik. Neyse haber virdiler, geldi. “Ne istiyorsunuz” didi. “Valla böyle böyle bir destan hazırladıh, bunu metbaaya vereceeiz” didik. “Okuun bahiyim” didi. Ohudum. “Gozel” didi!

Hemen fotoğraflarımızı aldılar. Destanı yazdılar. Orda telif hakkı 8 lira bir para virdiler bize. O zaman için gıymatli. Sabahleein gelin gazetenizden gazete alın dediler. Sabahlayın vardık beş-altı tane gazatea virdiler. Aldıh, çarşıya çıktıh. Polisler “Ooo Veysel Efendi, siz misınız Âşık Veysel? Efendim kahvelere girin oturun istirahat idin, ayaküzeri dolaşman filan filan iltifat başladı.” Onun üzerine bir müddet gezdik. Gece gezdik, gundüz gezdik. Bazı tanıyanlar oldu. Evlerine gotürdüler. Saet bire gadder, ikiye gadder geliriz gideriz ne polis ne de şey hiç kimse müdahale etmedi. Hatta ellerinden gelen yardımı esirgemediler. Eeee, dinledih hiçbir ses-sade yok. Atatürk okuyacak da, bizi çağıracak... O zaman da başının kalabalıh zemanıydı. Şu Rıza Pehlevi (İran şahı) geliyorudu, o esnada.

Kaynak: CUMHURIYET.COM.TR


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Cumhuriyet Gazetesi dayanışması büyüyor. 26 Aralık 2020 tarihli okur dayanışması ilanlarıÖnceki Haber

Cumhuriyet Gazetesi dayanışması büyüyor....

Adıyaman’a internet: Seslerini Mansur Yavaş duyduSonraki Haber

Adıyaman’a internet: Seslerini Mansur Ya...

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar